Köy Enstitülerinin Kuruluş Amacı, İşleyişi Ve Eğitim Sistemimizdeki Yeri (1940)

Köy enstitüleri ne zaman kuruldu, nasıl kuruldu, kim kurdu, ne amaçla kuruldu... Merak ettikleriniz, bu yazımızda mevcut. İyi okumaa


Köy Enstitüleri’nin kuruluş amacı tek boyutlu olarak ele alınmamalıdır. Temelleri Cumhuriyet’ten öncesine dayanan enstitülerin çıkış noktası halkın içinde bulunduğu olumsuz durumdur. Cumhuriyet, Osmanlı’dan aldığı mirası değerlendirme sürecine girmiştir. Bu doğrultuda birçok inkılâp gerçekleştirmiş olmakla birlikte eğitim konusunda yetersiz kaldığı anlaşılmıştır. Özellikle köy ve köylü çok geri kalmış bir durumdadır. Şehirlerin verdiği imkânlarla eğitim görme imkânı bulan şehirliler ekonomik, kültürel, sosyal bakımdan azımsanmayacak görecelikte iyi durumdadırlar. Oysa savaşlarda ağır kayıplar veren ve gerek sanayi inkılâbı gerekse ekonomik buhran gibi faktörler yüzünden fakirleşen köylü her anlamda geri kalmış durumdadır.
Kurtuluş Savaşı’ndan itibaren köy ve köylünün öneminden bahsedilmekteydi. Cumhuriyet’in ilanından sonra köy ve köylü için aşar vergisinin kaldırılması gibi bazı değişiklikler yapılmış olsa da yeterli olmamıştır. Ayrıca Cumhuriyet Halk Fırkasını murakabe amaçlı kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası denemesi de devlete önemli bir mesaj vermiştir. Rejim kökenlerde destek bulamamaktadır. Bunun en önemli sebebi hiç kuşkusuz köy ve köylünün şehir ve yönetim ile bağlantısının oldukça zayıf olmasıdır. Nüfusun yüzde sekseni köylü olan bir devletin köy desteği almadan varlığını devam ettiremeyeceği anlaşılmıştır.

Bu bağlamda Köy Enstitüleri’nin itici gücü, birden fazla faktöre etken olsa dahi “köylüye önem verilmesi ve köylüye ulaşabilme isteği” dir. Köylü fakir, cahil ve geri kalmış durumdadır. Gereken değer henüz köylüye verilmemiştir. Köycülük akımı köylüyü yüceltme, geliştirme, köylüye gitme olarak kısaca tanımlandığında geriye sadece “araç” sorunu kalmaktadır. Köylüyü her açıdan geliştirecek olan araç ise “ eğitim” dir. Eğitim ile köylü çocuğu vasıtasıyla aile, köy ve geniş açıdan bakıldığında ise köylü halk birçok açıdan gelişecekti. Asırlardan beri unutulmuş olan köy ele alınarak cehaletten, geri kalmışlıktan kurtarılacaktı. Eğitim ekonomi, toplum ve toplumsal ilişkiler, kalkınma, tarım, ticaret, üretim gibi alanlarda iyileştirme sağlayacaktı. Köylü eğitim aracılığı ile modern dünyaya ulaşma imkânı bulacaktı. Eğitimin en önemli köşe taşı olan ulusçuluk ile köylü, ülke ile bütünleşecekti.
Bu doğrultudan bakıldığında öncelikli tespit eğitim açısından ülkenin çok kötü bir halde olduğudur. Atatürk ve dönemin bakanları yaptıkları araştırmalar sonucunda ilk olarak köy enstitülerinin çekirdeğini oluşturan köy eğitmen kurslarını, ardından da köy enstitülerini kurarak köycülük düşüncelerini gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

Köy Enstitülerinin İşleyişi

Köy Enstitüleri’nin temel aldığı felsefe Tonguç’un “iş eğitimi” görüşü ile şekillenmiştir. Enstitülerde iş hem amaç, hem yöntem olmuştur. İş içerisindeyken yani gerçek işlerin içinde eğitim verilirken, kalıcı öğrenmeler sağlanmıştır… İş eğitimi özünde gerçek yaşamın tümünü içine alacak bir anlayış bir yöntemdir. Düşünce üretmede, kültür ve sanat üretmede, estetik geliştirmede, her türlü yaratıcılıkta temel yöntem ve araç “iş” olacaktı. Örneğin Tonguç, kuru kuruya müzik öğretimine karşı çıkar. Müzik bilgisi ve nota, bir şarkı söyleyerek, çalgı çalarak, iş içinde öğrenilmelidir. Bu anlamda şarkı söylemek bir iş olmaktadır.
Köy Enstitülerinde uygulanan eğitim yöntem ve ilkeleri, yaşamın gereğine ve doğal koşullara uygun olarak düzenlenip uygulanmıştır. Bu ilkeler:
Çevreye uygunluk: Önemli olan yaşanılan yerdeki yaşam koşullarının öğretmenin gideceği köydeki koşullara benzemesi ve öğrencinin, her iki çevreyi de bilinçli olarak tanımasıdır.
Doğaya uygunluk: Öğrenciyi yıldıracak, işten ve çalışmaktan bezdirecek iş ve ödev verilmemesi esastır.
Kendi kendini yönetim: Enstitülerin günlük yaşamında türlü nöbetler yanında, derslik, işlik ve tarım alanlarında, yapım işlerinde her öğrenci nöbetleşe görevlendirilirdi. Başkan ve nöbetçi öğrenciler çalışma zamanlarına ilişkin işlerden sorumlu tutuldu. Bu ilkenin uygulanması, demokratik düzenle yönetilen bir toplumun okullarında ödevlerini, haklarını ve sorumluluklarını bilen vatandaşların yetiştirilmeleri açısından da büyük önem taşır.
İş içinde ve kendi kendine çalışma: Köy enstitülerinde el ve kafa birliğine, tensel ve tinsel güçlerin birbirini destekleyerek birlikte gelişmesine önem verildi. Bu kurumlarda bunun içindir ki, iş ve kendi kendine çalışma yöntemlerinin taşıdığı anlamlar ayrı ayrı değil, ders ve işin, işlenen konunun yapısına göre aynı anda uygulandı. Enstitülerin kuruluşları, hazırladıkları her türlü iş ve çalışma koşulları, bu iki yöntemin el ele vererek uygulanmasını sağlayacak düzeydedir.

Köy Enstitüleri’nde eğitim alan öteki meslek ustaları görev alacakları köylerin ihtiyaçlarına uygun bir eğitim almışlardır. Köyün ihtiyaçları Enstitüdeki eğitimin ana unsuru olmuştur. Köylüden alıp köye verme uygulaması görülmüştür. Öğrenciler köylerden alınmış, sonrasında yine köylerine ya da civar köylere gönderilmiştir. Şehirden, köyden ve köylünün ihtiyaçlarından habersiz ve uzak olanların başarı sağlamayacağı düşünülmüştür. Aynı zamanda köyden şehre kaçışın önleneceği düşünülmüştür. Enstitülerde doğadan verim alınabilmesi için doğa ile savaşarak, doğa ile ilgilenmekle mümkün görülmüştür. Enstitülerde iş ile ilgili kararlar otorite tarından değil, toplu alınan kararlarla yürütülmüştür. Özellikle hafta sonları tartışmalar yapılmış, eleştirilmesi gerekenler eleştirilmiş, hatalı davrananlar uyarılmıştır. Böylelikle aşağıdan yukarı denetim sağlanmıştır.

Öğretmen Kaynağı Seçimi

Köy Enstitüleri genel olarak şehir ve kasabalardan uzak köylerin yanı başında kurulmuşlardır. Koşullar doğal olarak enstitülerde görev alacak öğretmenlerin birçok fedakârlıkta bulunmasını zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda enstitülere alınacak öğretmenlerin her şeyden önce koşulları iyi değerlendirebilecek kişilerden seçilmesine dikkat edilmiştir. Enstitülerin çoğu, kurulurken bir müdür iki iç öğretmen ve bir memurla işe başlanmıştır. Bunların yanında yasayla enstitülerde görev alabilecek kişilerin sahip olması gereken özellikler belirtilmiştir. Sözgelimi 3803 Sayılı yasaya göre şu okulları bitirenler enstitülere atanabilirlerdi:
Teknik Meslek Okulu mezunları da Köy Enstitüleri’ne öğretmen olarak atanacaklardı. Ayrıca uzman işçiler de enstitülerde gündelik ya da aylık ücretle usta öğretici olarak çalıştırılabileceklerdi. İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı olumsuz etkiler eğitim hayatına da yansımıştır. Özellikle 1940’da seferberliğin ilan edilmesiyle beraber enstitülere alınan birçok öğretmen, eğitmen adayı, eğitmen ve enstitü müdürlerinin askere alınması kaçınılmaz olmuştur. Yeni yeni oluşan yapı içinde bu durum çok büyük sorunlara yol açmıştır. Sıkıntıların giderilmesi için Milli Savunma Bakanlığı ile bir anlaşma yapılmıştır.
Bu anlaşma ile Köy Enstitüleri’nde çalışanların gerçekten zorunlu durumlar dışında, rutin olarak askere çağrılmamalarına karar verilmiştir. Sorunun ivedilikle çözülmüş olması eğitimin seyrine dönmesini sağlamıştır. Pek tabii İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuz etkileri öğretmenlerin askere alınmasıyla sınırlı kalmamıştır. Söz gelimi gıda sıkıntısı gibi enstitülerde çok önemli olan başka sıkıntılar da yaşanmıştır. Devletin bazı gıda ürünlerini kesmesi sonucu enstitüler kendi ihtiyaçlarını gidermek için başka çözümler bulmuşlardır.
15 Ekim 1940 tarihi itibari ile köy enstitülerinde görevli olan 620 öğretmen bulunmaktadır. Öğretmenlerin mezun oldukları okullar şu şekildedir: Öğretmenlerin 229’u fakülteler, Gazi Eğitim Enstitüsü ve Yüksek Köy Enstitüsünden, 209’u Öğretmen Okulundan, 56’sı kız enstitülerinden, 27’si ziraat okullarından, 91’i Sanat ve Yapı Usta Okullarından, 8’i diğer meslek okullarındandır.

Enstitülere Alınacak Öğrenciler

17 Nisan 1940 yılında onaylanan 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası’nda enstitülere alınacak öğrencilerin nasıl seçileceği belirtilmiştir. Köy Enstitüsü Yasası’nın kabulünden iki ay, Enstitü müdürlerinin göreve başlamasından üç ay sonra öğrenciler seçilmeye başlanmıştır. Köy Enstitülerine ilköğretimini tamamlamış, şehir merkezi yerine köy ve beldede yaşayan öğrenciler alınmıştır. Gelenlerden çoğu nasıl bir eğitim sisteminin içine girdiklerine dair bir fikir sahibi değillerdi, sıradan orta öğretim kurumlarında eğitim göreceklerini sanıyorlardı. Ancak enstitüler iş içinde eğitim prensibi doğrultusunda işlemekte idi. Ayrıca dönem itibari ile köylerde sağlık koşulları iyi değildi. Bu koşullar da yaşayan öğrencilerin enstitülere gelmesiyle verem ve sıtmalı çocukların sağlıklarının korunması için çalışmalar yapılmıştır.

Eğitim Planları- Yöntemleri

Enstitülerin açıldığı dönemde kullanılabilecek hazır bir öğretim planı yoktu. Bu dönemde eğitim ve öğretim işleri, İlköğretim Genel Müdürlüğü’nün genelgeleriyle ve öğretim kadrosunun çalışmaları ile devam ettirilmiştir. 1 Temmuz 1940 tarih ve 435 sayılı genelgede öğrencilere “ enstitü birinci sınıf tahsil” verileceği belirtilerek 29 Ekim 1940’a kadar birinci sınıf öğrencilerine verilecek eğitim ve yapılacak işler ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir. Genelgede maddeler 3 başlık altında toplanmıştır.
Bu başlıklar:
Yapılacak işler bölümü: Enstitü arazisinin ağaçlandırılması, bataklık yerlerin kurutulması, yol yapımı, işlenmemiş toprakların verimli hale getirilmesi yer almaktadır.
Kazandırılacak beceri ve alışkanlıklar: bisiklet ve motosiklet kullanma, yüzme, ata binme, dağ tırmanma, sandal, yelken, motorlu deniz araçları kullanma, mandolin, ağız armoniği, flüt gibi bir müzik aleti çalma, yerel ve ulusal oyunları oynama, radyo ve gramofondan müzik parçaları dinleme yer almaktadır.
Kültürel etkinlikler: köy hayatını konu edinen kitaplar başta olmak üzere öğrencilerin bilgilerini arttırıcı nitelikte yayınları içeren kütüphane oluşturulmasını, her Enstitünün bulunduğu yerin coğrafi ve tarihi özelliklerine göre, etnografik, jeolojik ve tarımsal değer taşıyan eşya ile yurt müzesi kurulmasını, öğrencilerin öğretmenlerle birlikte görev aldığı eğlenti ve müsamerelerin düzenlenmesini kapsamaktadır.

Genelgede öğrencilerin her işte tasarruf etmesi, bulundukları bölgede kadın, yaşlı ve çocuklara yardımcı olmaları, öğrencilerin her türlü zorluktan yılmayacak şekilde yetiştirilmeleri istenmiştir.

Genelgede yer alan bir diğer husus ise enstitüler için önemli bir sacayağını oluşturmaktadır. Bu hususa göre her enstitü, kendi özelliklerini ve çevre koşullarını dikkate alarak program düzenleyip uygulama olanağına sahipti. Söz gelimi Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nde balıkçılık ile ilgili uygulamalar yapılıyorken, balıkçılığa uygun olmayan bir başka enstitüde tarımsal uygulamalara ağırlık verilebilmesinin dayanağını bu genelge oluşturmaktaydı. Enstitüler ilk yıllarında eğitim-öğretim faaliyetlerini süreç içerisinde yayınlanan genelgeler doğrultusunda gerçekleşmişlerdir. Bütün enstitüleri kapsayacak bir program bulunup uygulanmaya geçirilene kadar enstitüler kendi programlarını yönetim ve öğretim kadroları ile birlikte planlayıp yürütmüşlerdir.


Bu Backlink Nasıl Olmuş?

Çok Kötü Çok Kötü
1
Çok Kötü
Eh İşte Eh İşte
0
Eh İşte
Harika Harika
0
Harika
OMERBURAK

Bir Yorum

Format Seçiniz
Makale
Standard Backlink makalesi oluşturun
Liste
Klasik Ama Detaylı Listeler Oluşturun
Video
Youtube yada diğer sitelerden video ekleyin izlenme oranını artırın